KÜLLERİNDEN DOĞMAK

‘Zorluklar ve mücadeleler yaşamı ilginç, onların üstesinden gelmek ise yaşamı anlamlı kılandır’ joshua J. Marine

Yaşam yolumuz boyunca elbette hepimizin derinliklerimizde kök salmış yaralarımız sanki bize kendimizi paramparça olmuşuz gibi hissettiren incinmişliklerimiz ve zedelenmişliklerimiz vardır. Yanar, kavrulur, viran olup küle döneriz bazen bu varoluş sürecinde… Ancak bütün canlılar ışıkla yaşadığı kadar, gölgeli bir dinginliğe de gereksinim duyarlar zaman zaman. Böyle dönemlerimizde bazılarımız içimizdeki mağaraya çekilip düşünmeye, yaralarımızı sarmaya, o karanlığa sızan güçlü ışık huzmelerinde yaşam sevincine yeniden sarılmaya ihtiyaç duyarız. İşte bu zaman tam da içimize dönüp kendimizle dingilikli bir vakit geçirme zamanıdır. Kompozitör, şarkıcı, şarkı sözü yazarı Duncan Sheik bir röportajında hüznün, kederin ve karanlığın güzel, iyileştirici ve şifa verici olabileceğini düşündüğünü ifade etmiş.

Evet, karanlıkta güzeldir aslında. Yıldızların güzelliğini, ışıltılarını gece karanlık bastırdığında görebiliyoruz ancak. Tıpkı elde iken değerinin farkına varılamayan birçok şeyin kaybedilmeye yüz tuttuğunda, değerinin, güzelliğinin, anlamının anlaşılması gibi. Belki de karanlığa, teşekkür etmek lazım o ışıltılı yıldızları ve onların güzelliklerini bizlere gösterdiği için… Kayalar sular tarafından nasıl usul usul şekillendiriliyorsa yaşamda bizi zaman ve deneyimlerle usta bir heykeltıraş edasıyla öyle şekillendirir… Ancak böyle bir şekilleniş gerçek öğrenmeyi getirir. Böylelikle hayatın canımızı yakan tokatlarına karşı direnç göstermekten, inkâr mekanizmalarımızı kullanmaktan ve de bahaneler üretmekten vazgeçebiliriz. (ki bu tokatlar bir türlü derslerini alamadığımız tekrar tekrar karşımıza çıkan kendilerini sürekli yineleyen yaşam derslerimizdir)

Küle dönmek, kül olmak demişken; aklıma Endonezya’nın kuzey Sumatra’ bölgesinde çekilmiş olan bir amber çiçeği fotoğrafı geldi. Çiçek, yanardağın püskürttüğü volkanik külün altında etrafındaki her şey griye bürünmüşken kan kırmızısı rengi ile hala hayata tutunmaya çalışıyordu. İnsanın bazen bir çiçeğin yaşama sevincinden ve cesaretinden bile güç alabilmesi adına benim için çarpıcı bir örnekti bu. Doğanında bir dili vardır sanki adeta insanoğlunun durumunu aksettiren. Doğa, kış ayazında donar, sonbahar rüzgârlarıyla savrulur, yaz sıcağında kurur ve ilkbaharda tomurcuklanır ya yeniden. Bu döngü bana pek çoğumuzun yaşam bize ‘acının’ oklarını fırlattığında, önce şoklanıp buz kesmemiz, ardından yaralarımızın derinliklerinde sağa sola savrulmamız, daha sonrasında içimizdeki ateşin bizi kavurması, en sonunda da tomurcuklanıp hayata donduğumuz noktadan çözülerek başlamayı çağrıştırıyor tıpkı. Tabi yaşam karşısında hadi yüreğim ha gayret, ha sabret, ya da hadi acılar hadi gelin üzerime korkmuyorum diyebilip küllerden yeniden doğabilmek bir miktar zihinsel güçlülük ve bazı kişilik özellikleri donanıma sahip olmayı gerektirmekte.

E şimdi peki biz bu zihinsel güce ve bu kişilik donanımına sahip değilsek ne yapacağız o zaman diye düşünülebilinir? O zaman kendimizi zihinsel olarak güçlendirmenin yollarına başvuracağız ve kişilik donanımızda bir sorun varsa çeşitli yazılım programlarıyla bu donanımı fonksiyonel bir hale getireceğiz. Kısacası error veriyorsak resetleyeceğiz kendimizi

Peki nelerdir o zaman bu Zihinsel olarak güçlü olarak addedilen kişilerin özellikleri? Bunu Klinik Psikolog ve yazar Amy Morin’in bakış açısından aktarmak istiyorum. Morin gözlem ve deneyimlerine dayalı olarak zihinsel olarak güçlü olan kişilerin özelliklerini bazı başlıklar altında toplamış. Bu kişiler;

• Kendilerini suçlayarak vakit kaybetmiyorlar, • Kendi güçlerini diğerlerine teslim etmiyorlar, • Değişimden çekinmiyorlar, • Enerjilerini kontrol edemeyecekleri şeyler için harcamıyorlar, • Başkalarını memnun edip edemediklerine dair kaygılanmıyorlar, • Risk almaktan korkmuyorlar, • Aynı hataları tekrar tekrar yapmıyorlar, • Diğerlerinin başarılarını kıskanmıyorlar, • Başarısızlıklarının ardından havlu atmıyorlar, • Kendi kendileriyle olmaktan korkmuyorlar, • Her şeyin hayatın onlara sunduğu yaşam koşullarına bağlamıyor, sonuçlara hemen anında ulaşmak adına sabırsızlanmıyorlar.

Peki, nedir tüm bunların meali biraz açmak gerekirse:

Bu kişiler, hataları ya da başarısızlıkları için kendini suçlamak yerine davranışlarının ve bunların sonuçlarının sorumluluğunu üstlenebilme yetisine sahipler. Yaşamın her zaman adil olmayacağına dair içgörüleri var ve geçmişe saplanıp kalmıyorlar. Kendilerini suçlamak yerine bunlardan kendilerine ders çıkarmaya odaklılar. Durumlar sarpa sarıp hayal kırıklığına uğrarlarsa tüm bu yaşanılanlardan kendileri için öğrenici çıkarsamalar yapıp ‘ bir daha ki sefere’ diyebiliyorlar. Bu bağlamda G. Bernard Shaw’un ‘Hatalarla dolu bir hayat, hiçbir şey yapmadan geçirilen hayattan daha onurludur.’ Sözünü hatırlamakta fayda var.

Başkalarının kendilerini kötü ve suçlu hissettirme imkânını onlara sunmuyorlar. Davranış ve duyguları ise kendi kontrolleri altında.

Değişimlere uyum sağlayabiliyor, zorluklara hoş geldin diyebiliyorlar. Hatta durağan olmayan bir durum; enerjilerini en iyi performanslarını sergileyebilmelerine dahi yol açabilecek bir motivasyona çevirebiliyor.

Trafik, kaybolan bavullar ve diğer insanların tutumları gibi yani pekte kontrol edilemeyecek olan hayat olayları karşısında çok fazla şikâyet etmiyorlar. Durumlar ve olaylar karşısında kontrol edebilecekleri tek şeyin kendi tepki ve tutumlarının olduğunun farkındalığındalar.

Diğerlerine karşı nazik ve kibarlar. Ancak onları mutlu etmek adına da kendi inandıkları şeylerden vazgeçmiyor ya da yaşamlarını diğerlerinin talep ettikleri değil kendi istedikleri doğrultuda yürütüyorlar.

Başarıyla sonuçlanmamış olan daha önce kullanılmış olan davranış kalıplarını bir tarafa bırakıp, yeni yollar, yöntemler bulup denemeye çalışıyorlar

Başkalarının başarılarından heyecan ve mutluluk duyabilen bunları kendilerine örnek alabilen bir mizaca sahipler.

Her bir başarısızlığı kendilerini geliştirmek adına bir fırsat olarak görüp Başarısızlıklarını kabul ediyor, nedenlerini araştırıyor, bunların hedeflerine giden yolda kendilerini engellemelerine izin vermiyor ve amaçlarından sapmıyorlar.

Kendileriyle baş başa kalabiliyor ve bu zamanı üretken bir şekilde kullanabiliyorlar. Başkaları ile bir arada iken de kendi kendilerine iken de mutlu olabiliyorlar.

Yaşamdan alınabileceklerin kendi çaba ve gayretlerine bağlı olduğunun ve hayatın her şeyi onların önüne sunmayacağının farkındalar.

Başarıya giden yolda her bir adımın öneminin bilincindeler ve bu adımları sabırla atıyorlar. Sonuca ulaşmanın zaman alacağını biliyor ve planlarını buna bağlı olarak yapıyorlar. Kısacası başarıya giden yolda sabırlılar.

Devam edecek.....

Dilek Yılmaz

Uzman Psikolog

Uzman Profili