Kendi güçlerini diğerlerine teslim etmiyorlar Kendi inandıkları şeylerden vazgeçmiyorlar demiştik değil mi? Bir kurbağa hikâyesi vardır konuya ilişkin olduğunu düşündüğüm hoşuma giden aktarmak istediğim; Kurbağalar bir gün bir yarışma düzenlemişler. Hedef; çok yüksek bir kulenin tepesine çıkmakmış.

Bir sürü kurbağada arkadaşlarını seyretmek için toplanmış ve yarış başlamış. Gerçekte seyircilerin arasında yarışmacıların kulenin tepesine çıkabileceğine inanan hiç kimse yokmuş. Seyircilerden şu sesler duyulabiliyormuş: ‘Kule o kadar yüksek ki hiçbir zaman başaramayacaklar! Yarışan kurbağalar kulenin tepesine ulaşamayınca teker teker yarışmayı bırakmışlar.

İçlerinden sadece bir tanesi hariç O inatla, yılmadan kuleye tırmanmaya devam etmiş. Kurbağalar yarışmayı bıraktıkça seyircilerin tezahüratı daha da artmış ‘Boşuna çabalıyorsunuz tepeye çıkamayacaksınız’ Sonunda inatla ve azimle tırmanmaya devam eden kurbağa hariç, diğer tüm kurbağalar ümitlerini yitirip, yarışmayı bırakmışlar.

Azimle tırmanmaya devam eden kurbağa ise büyük bir gayret ve mücadele sonunda kulenin tepesine çıkmayı başarmış. Diğerleri ise hayret içinde onu seyretmişler. Yanına gidip bu işi nasıl başardığını öğrenmek istemişler. Bir kurbağa ona yanaşmış ve sormuş; ‘Bu işi nasıl başardın? Biz o kadar denedik çıkamadık.’, ‘Sen nasıl yaptın?’ Lakin kendisinden bir cevap alamamış. Tekrar sormuş ama yine cevap alamamış.

Bir süre sonra fark etmişler ki kurbağanın yanıt vermemesinin sebebi aslında sağır olmasıymış. Bazen hayallerimiz, amaçlarımız, hedeflerimiz başkalarına ulaşılmaz gözükebilir ve hatta bizi bu konuda ikna etmeye çalışabilirler. Ancak gönlümüz bize devam diyor ve içimizdeki ateş, heyecan bitmek bilmiyorsa sakın hayallerimizi bir kenara bırakmayalım, tırmanmaya devam edelim, hayallerimizi gerçekleştiremeyeceğimizi söyleyen, bize inanmayan kişileri duymayalım. Çünkü hayatta bazı güzellikleri elde edebilmek ve hayallerimizi gerçekleştirebilmek için bazen sağır olmak gerekir

Riskte alıyorlar ve risk almaktan çekinmiyorlar demiştik. Bu çok önemli bir konu ve bu noktada ‘Sadece riski göze alabilen kişi hürdür’ diyen ve kitapları ile insana sevgi ve motivasyonu taşıyan Leo F. Buscaglia ‘nın konuya dair söylemlerine değinmeden geçemeyiz.

Şöyle bahsediyor Buscaglia riskten. ‘RİSK’ söylerken bile ne kadar zor geliyor insana değil mi? Tutuyor bir şey bizi, ona katılmamıza izin vermiyor, risk varsa devam etme diyor. Hâlbuki risk hayatın, aslında hayatın birbirinden farklı renklerine, tatlarına, duygularına açılan bir kapı değil mi? Peki, o zaman neden korkuyoruz bu kapıyı aralamaktan? Risk deyip bir adım geri atıyoruz.

  • Niye? Çünkü
  • Gülmek: ‘Saf denme’ riskini,
  • Ağlamak: ‘Duygusal görünme’ riskini,
  • Birine yakınlaşmak: ‘Kendini kaptırma’ riskini,
  • Duygularını açmak: ‘Kendini ortaya koyma’ riskini,
  • Hayaller ve düşünceleri sergilemek: ‘Onları başkalarına kaptırma ‘riskini,
  • Sevmek: ‘Karşılık görememe’ riskini,
  • Yaşamak: ‘Ölme’ riskini,
  • Çabalamak: ‘Başarısız olma ‘ riskini,
  • Umutlanmak: ‘Hayal kırıklığına uğrama’ riskini
  • göze almak anlamına geliyor da ondan…

Zor görünüyor değil mi? Evet riskin bize aralayacağı kapı zor açılan ağır bir kapı. Ama açıldığında, varoluşumuzu anlamlandırabilme serüvenimizde bizi hayatımıza anlam katabilmeye götüren bir kapı. İşte bu yüzden riskler yaşanmalı. Çünkü hayatımızın en büyük riski, hiç risk almamaktır. Hiç risk almayan kişi belki bir miktar kendini acı ve üzüntülerden koruyabilir ama büyüyemez, sevemez, hissedemez, değişemez, öğrenemez. Garanti arayışları içinde zincirlenmiş bir köle olarak yaşarken, o bunun bedelini özgürlüğünü kaybederek öder.

Tchard de chardin’in: ‘Bizim insan olarak görevimiz, sanki kabiliyetimizin sınırları yokmuşçasına hareket etmektir’ sözü adeta yukarıda nitelendirdiğimiz tüm bu bireysel özelliklere sahip olma durumunu özetler gibi. Bu nokta da bu seferde Kristof Kolomb’dan bahsetmek isterim. Kristof Kolomb batıya doğru ilk yolculuğuna 1492 yılında çıkar. Mürettebat oldukça tedirgindir. Bilinmeyen sulara açılmış, bilinmeyen bir hedefe yönelmişlerdir.

Uçsuz bucaksız okyanuslarında yolculuğun ne kadar süreceği de bilinmemektedir. Kolomb mürettebatın tedirginliğini çok iyi anlar. Bu nedenle de onların endişelerini gidermek ve moralini yüksek tutmalarını sağlamak için sefer sürecinde iki ayır seyir defteri tutar. Yazdığı seyir defterlerinden biri sahtedir.

Bu sahte defterde mesafeleri olduğundan daha kısa gösterir, hesaplamaları farklı yapar, böylece her denizcinin yaşamış olduğu yaşayabileceği kaybolmuşluk korkusunun yaratacağı kaosu ve zorlu psikolojiyi önlemiş olur. Asıl seyir defterini ise gizli tutar, çünkü burada yolculuğun ne kadar da uçsuz bucaksızlığa ve bilinmeze gittiği yazmaktadır.

Sefer tamamlanıp da karaya döndüklerinde, Kolomb ilginç bir şey fark eder; sahte seyir defterine kaydettiği hesaplar gerçek seyir defterine kaydettiği hesaplara göre çok daha doğrudur. ‘Büyük işler başarmak için harekete geçmek yetmez rüyanın gerçekleşeceğine de inanmak gerekir’ diyor 1921 Nobel Edebiyat ödülü sahibi Fransız yazar Anatole Frence. Şartlar ve imkânlar ne kadar dar ve sıkıntılı gözükse de hayallerimizi hiçbir zaman köreltmeyelim, tam tersi onları besleyelim onları sevelim, benimseyelim ki onlarda bize belki fark edemediğimiz, hep aradığımız ama bir türlü bulamadığımız yolları, çözümleri göstersin.

Ne güzel demiş G. Bernard Shaw. ‘siz var olan şeyleri görür ve şöyle dersiniz; neden? Ama ben olmayan şeyleri hayal ederim ve derim ki; neden olmasın?’ Bırakalım ulaşılmazları, olmazları, bilinmezleri bir tarafa, hayat verelim hayallerimize, keşfedelim bilmediğimiz kıyıları…‘Bir kalem ve bir düş seni her yere götürebilir.’ diyor, Joyce A. Myers kim bilir belki de Kolomb’un seyir defterinde olduğu gibi…

O zaman gelin hayallerimizi gerçekleştirme yolunda ilerlerken önümüze taş koyanlara karşı BAZEN sağır olalım, ÇOĞU ZAMAN korkmadan, ürkmeden riskler alalım, HEP hayallerimizin peşinden koşup HİÇBİR ZAMAN onlara ulaşabileceğimize dair inancımızı yitirmeyelim. Yitirmeyelim ki acılarımıza, hayal kırıklıklarımıza, yaralarımıza rağmen her ne olursa olsun her defasında yeniden yine yeni yeniden küllerimizden tekrar tekrar doğabilmeye devam edelim…

Dilek Yılmaz

Uzman Psikolog

Uzman Profili