Bireysel Farklılıklarımızın Kişilerarası İlişkilerimize Yansımaları
İnsan sosyal ilişki kurmaya ihtiyaç duyan bir varlıktır ve çevresiyle sürekli iletişim halinde olmak durumundadır. Sosyal psikologlar neden ilişki kurmaya gereksinim duyduğumuzu ise yaptıkları araştırmalar doğrultusunda şu gerekçeler ile açıklamaktalar.
Bağlanma isteğinin doyurulması
Sosyal bütünleşme
Bireyin kendi değerinin takdir edilmesine duyduğu ihtiyaç
Dayanışma duygusu
Rehberlik alma
Sevme ve gözetme ihtiyacı
Sevilme ve gözetilme isteği
Bütün bu sıralanmış olanlar çocukluğumuzdan itibaren ve hayatımızın sonuna kadar ihtiyaç duyduğumuz durumlardır. Mesela bağlanma isteğinin doyurulması durumunu hayat çizelgemizde mercek altına aldığımızda bebeklik döneminden itibaren tüm gelişimsel dönemlerimizde hangi şekillere bürünmüş olduğunu netlikte görebiliriz. Bebeklik ve çocukluk döneminde ebeveynler ile kurulan yakın ilişkilerin sağladığı güvenlik ve rahatlık duygusu daha ileriki dönemlerde yerini sırasıyla arkadaşlıklara ve karşı cins ile kurulan bağlılığa bırakmaktadır.
Kişilerarası ilişkileri yürütmek ise bize kavramsal düzeyde her ne kadar kolaymış gibi görünse de aslında bu süreci her biri kendi içinde pek çok sebep-sonuç ilişkisine dayalı olan bir mekanizma işletmektedir. Bu mekanizma, her birimiz için sonunda bizi bütünde diğerlerinden bir şekilde farklı kılan bireysel farklılıklarımızı yani kendimize has biricik özelliklerimizin ortaya çıkmasını sağlar. Böylelikle bireysel algılamalarımızdaki farklılıklarda oluşur. Bireyler olarak dünyayı kendi bakış açımızdan algılamaya bir eğilimimiz vardır. Aslında bireysel algılarımız çok kişisel bir fenomendir ve bunları belirleyen her birimizin kendi ihtiyaçları, istekleri, değerleri ve bireysel deneyimleridir. Davranışlarımızın temelinde objektif gerçeğin kendisinden çok olayları nasıl algıladığımız yatar. Örneğin yolda bir arkadaşımızla karşılaştığımızda arkadaşımızın bize selam vermemiş olduğunu varsayalım. Bizi görmezlikten geldiğini düşünerek çok sinirlenebiliriz. Oysa gerçeğin kendisi arkadaşımızın kontakt lensini düşürmüş olup bizi gerçekten görememiş olması olabilir. Bazen gerçekler algıladığımız şeyin kendisi olmadığı gibi bunun tam tersi de olabilir. Aynı dili konuştuğumuzu zannederken aslında nedenlere dair atfettiğimiz değerler çok farklı olabilir. Buna basit bir örnek verecek olursak: İki kişi; ‘Kırmızı rengi’ çok sevdiklerini dile getirirken kırmızıyı çok seviyor olmanın da ortak yönleri olduğunu düşünebilirler. Oysaki ikisinin de kırmızıyı seviyor olmalarının nedenleri birbirinden çok farklı gerekçelere bağlı olabilmektedir. Biri kırmızıyı kendisine çok yakıştığı için severken diğeri bu rengin enerji yüklü olduğu için büyüleyici olduğunu düşünmektedir. Temelde bu iki kişi kendilerini biz ikimizde kırmızıyı seviyoruz diyerek ortak bir paydada görebilirler ancak gerçekte her ikisin inde kırmızıyı seviyor olmalarına dair kendilerince bu renge atfettikleri değerler birbirinden çok farklıdır. Bu basit örnek bile bana göre bize karmaşık ilişkilerimizde ne tür bir karışıklık yaşayabileceğimizin ipuçlarını vermesi bakımından anlamlı. Bütün bunlar bireysel algılama sürecimizin bir fonksiyonudur.
Peki, bireysel algılama sürecimizin oluşumunu etkileyen faktörler nelerdir kısaca bir göz atmak gerekirse bunlar:
İçine doğmuş olduğumuz sosyo kültürel ortam yani sosyal etki ve etkileşim
Anne Baba tutumları
Genetik faktörler
Olarak özetlenebilir. Ancak bu maddeleri biraz açmak konuya daha netlik kazandıracaktır.
İçine doğmuş olduğumuz sosyo kültürel ortam derken; ekonomik sosyal yapı ve kültürel sosyal yapıyı kastediyoruz. Aslında sebep sonuç ilişkileri bazında bu sosyolojinin konusu ancak burada önemli olan uygulanan ekonomi politikalarının ve kültürden kültüre son derece farklılaşan toplumsal düzenlerin bireysel bazda kişilere nasıl yansıdığıdır. Kültürel yapı, dini inançlar, sanat, folklor, halk hikâyeleri, eğitim sistemi dünyaya bakış tarzımızı, hayal gücümüzü ve deneyimlerimizi etkilemektedir. Kültür bütünleşmesi zinciri içinde sosyalleşme; hem toplumsal farklılaşmanın hem de bunların bireyselde bazda kişiliklere işlemensin de temel bir halkayı teşkil etmektedir.
Anne Baba tutumları Anne ve babanın kişilik profillerinin çocuk yetiştirmedeki davranış tarzlarına nasıl yansıdığı ve bunların kişiyi nasıl etkilediği ile ilintilidir. Bu başlı başına çok önemli bir faktör olup başlı başına ayrı bir yazı konusunun başlığıdır…
Genetik faktörler ise işte hem bu sosyo kültürel alt yapıyı hem de anne baba tutumlarını kişisel olarak nasıl içselleştireceğimize dair taşıdığımız biyolojik yapıyı ifade eder. Her insanın oluşumunda kendine ait bir genetik kodlanma formülisazyonu var ki bu bizim her birimizin birbirinden farklı olan bireysel genetik haritalarımızın oluşmasını sağlamakta. Her birimizin kendine ait çok özel ve tek beyin elektrik fonksiyonları, hafızası, zekâyla ilgili kabiliyetleri var ki bunlar ölçülebiliyor. Buna da aynen parmak izi gibi beyin izi (brainpaint) deniyor.
Şimdi düşünecek olursak işimizde; iş arkadaşlarımızla, patronumuzla, yolda sokakta çevremizde; karşılaştığımız insanlarla ya da evde; annemiz, babamız, kardeşlerimizle, eşimizle, çocuklarımızla eşimizin ailesi ile kurduğumuz iletişim son derece ustalık isteyen bir hal almaktadır. Algılama düzeylerimiz, sebep sonuç ilişkisi kurma ve yordama biçimlerimiz birbirimizden böylesine farklılaşıyorken ilişkileri sağlıklı yürütebilmek adına doğru ve düzgün iletişimi nasıl kuracağız?
İletişimin sözel ve sözel olmayan ögeleri vardır. İlki iletiyi taşımak için seçtiğimiz kelimelerdir. İkincisi ise kelimelerin dışında iletimize anlam katan tüm yollardır Vücudumuzun duruşu, ses tonumuz, fiziksel yakınlığımız iletinin taşınmasına yardım eder. İyi iletişim; iletinin içeriğine, iletinin doğru şekilde ortaya konmasına ve gönderilen iletinin doğru olarak alınmasının garanti edilmesine bağlıdır. Olumlu konuşma ve iyi dinleme iyi iletişimin olmazsa olmazlarıdır. Olumlu konuşmada doğru kelimeleri seçmek olumlu ses tonu, olumlu yüz ifadeleri, olumlu vücut ipuçları kullanmak önemlidir. Bunlara örnek olarak şunları verebiliriz.
Uzm. Psikolog N. Dilek Yılmaz

Türkçe
