MUTLU OLMANIN SANATI
Mutluluğu bir hedef gibi aradığımızda, çoğu
zaman onu biraz daha uzağa iteriz. Çünkü
mutluluğu “bir gün sahip olacağım” dediğimiz bir
şey haline getiririz:
Daha iyi bir iş, daha çok para,
daha güzel bir ev, daha az problem, daha fazla
zaman…
Oysa hayatın ilginç bir tarafı var: Şartların
tamamının istediğimiz gibi olmasını beklersek,
mutluluk için kendimize oldukça uzun bir
bekleme listesi hazırlamış oluruz.
Pozitif psikoloji tam da burada başka bir pencere
açıyor. Mutluluğu yalnızca iyi hissetmek olarak
değil; anlam, bağ kurma, güçlü yönlerini
kullanma, şükretme, anda kalabilme ve hayatın
içinde kendine ait bir yer bulabilme hali olarak
ele alıyor.
Belki de mutluluk, hayatın bize sunduğu hazır bir
sonuç değildir.
Biraz emek ister.
Biraz fark etmek…
Biraz seçmek…
Biraz da yeniden bakmak.
Çünkü aynı güne uyanan iki insan, aynı
gökyüzünün altında bambaşka hayatlar
yaşayabilir.
Biri eksiklerine bakarken diğeri
elindekileri fark edebilir.
Biri yaşadığı zorluğu
hayatının tamamı sanarken, diğeri onun yalnızca
bir bölüm olduğunu hatırlayabilir.
İşte mutluluğun sanatı biraz da burada başlar.
Mutluluk, sürekli iyi hissetmek değildir
Bazen mutluluğu yanlış anlıyoruz.
Mutlu insanın hiç üzülmediğini, kaygılanmadığını,
yorulmadığını düşünüyoruz. Oysa insan olmak,
bütün duygulara yer açmayı gerektiriyor.
Canımız yanabilir.
Bir şeyler istediğimiz gibi gitmeyebilir.
Bazen kendimize bile yetişemeyebiliriz.
Ama bütün bunların içinde yine de hayatla
bağımızı koruyabiliriz.
Pozitif psikoloji bize “negatif duyguları yok et”
demez. Daha çok şunu sorar:
“Zor zamanların içinde bile hayatını besleyen
şeyleri nasıl çoğaltabilirsin?”
Bu küçük ama güçlü bir farktır.
Çünkü amaç sürekli gülümsemek değil; hayatın
tamamını görebilmektir.
Kırıldığımız yeri de, iyileştiğimiz yeri de…
Kaybettiklerimizi de, hâlâ elimizde olanları da…
Devam edecek........
Gülşah Hızal
Mindfulness ve Pozitif Psikoloji Uzmanı
İş Geliştirme Uzmanı&Konuşma ve Nefes Teknikleri Uzmanı

Türkçe
